Aleviler
sadece bu seçim döneminde ilgi odağı konusu değiller....
Aleviler,
bu topraklardan var olmalarından bu yana, ilgi konusuydular.
Ancak; 60’lı yıllarda özelikle, seçime endeksli faaliyet
ve dernekleşmeler yoğunlaştı ve öyle bir süreç yaşandı...
Kısaca
şuna değinmekte fayda var;Aleviler,
son bir kaç yılda, örgütlenme modellerini seçmeye başladılar...
Ondan önce de, bu örgütlenme modelleri içerisinde, işte
çeşitli dönemlerden federasyonların ve konfederasyonların
kurulmasına kadar, bir süreç yaşandı...
Doğal
olarak bu federasyonlar ve konfederasyonlar, ülkede sosyal,
toplumsal, katmanlarla birlikte olmakla birlikte, kendi
inançlarını, kendi siyaset görüşlerini ve daha doğrusu,
yaşama bakış açılarını, yaşamı algılayışlarını siyasetin
merkezine koydular; ve böylece daha fazla ilgi odağı oldular...
Alevileri oy deposu gibi gören kimi kişi, kuruluş ve partiler
bu iştah açıcı kitleyi kendilerine yedeklemek için çeşitli
faaliyetler organize ettiler.
Cumhuriyetin
kurulmasıyla birlikte Aleviler bugüne kadar, çeşitli partilerin
kuyruğuna takılarak bugünlere geldiler. Ve bu durum çok
dağınık bir siyaset modeli sürdürmelierini beraberinde getirdi.
Derneklerin
ve giderek Federasyonların oluşmasıyla, toplumsal, siyasal
talep ve söylemler dile getirilmeye ve yerleşmeye başladı.
Alevilerin
önemli taleplerinden,
“diyanetin lağvedilmesi”,
“Zorunlu din derslerin kaldırılması”,
"Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması"
“Alevi köylerine yapılan Camilerin Cemevine dönüştürülmesi”,
“Nüfus cüzdanlarında din hanesinin kaldırılması” (ki,
mevcut söylem bir aldatmacadır),
vb
bir dizi talep ve istemleri partiler tarafından görmezlikten
gelindi, ama yine de bu kitleyi yanlarına çekmek nerdeyse
hepsinin iştahını kabarttı...
Örgütlenme
ile birlikte bir bilinç de oluşmaya başladı. O bilinç, giderek
örgütlü bir bilinç olmaya başladı. Zaten Alevilerin kendi
karakterlerinden ötürü, binlerce yıldan bu yana özgürlüklerden
yana, ezilenlerden ve mazlumlardan yanaydılar. Aleviler
emek cephesiyle de, demokrasi güçleriyle de, hak ihlallerine
uğrayanlarla da birlikte yaşamın tüm alanlarında; yeni ekonomik,
siyasal ve toplumsal mücadele alanında, onlarla birlikte
yan yana oldular...
Aleviler,
özellikle de Demokratik alevi Hareketi 1 Mayıslarda, Newrozlarda,
8 Martlarda, 2 Temmuzlarda, hep alanlardaydılar.
İşte
partiler bu büyük kitleyi, Alevilerin içinden birilerini
kullanarak, özellikle de bu toplum adına nemalanma yöntemini
seçen, ama asla toplumsal dayanışma için davranmayan; tek
dertleri kendine paye biçme olan, ve bu olanağı kendileri
için oya dönüştürmek, dolayısıyla parlamentoya taşımak çabasının
içine girdiler çeşitli kişiler ve partiler...
Şimdi
görüldüğü gibi yıllarca, Alevilerin kanlarına elli bulaşmış
katiller; yıllarca inkar eden, asimilasyon için her yöntemi
deneyen, “dede”, “araştırmacı yazar” olan, kendilerini
Alevi önderi ilan eden; oysa, toplumsal olarak gücü olmayan
insanları da yanlarına çekmek istediler.. Reha Çamuroğlu
gibi, Timur Ulusoy gibi, İzzettin Doğan gibi,
Haydar Doğan gibi kişileri, yani bir kısım “yol
düşkününü” yanlarına aldılar.
Alevilerin
ibadet yeri cemevleri için “cümbüş yeri” diyen Diyaneti
İşleri Başkanlığının olduğu bu ülkede, Belediye başkanlığı
döneminde güvenlik güçleriyle, zabıtalarla, iş makinelarıyla,
kepçe ve dozerlerle, Alevilerin önemli ibadet merkezlerinden
olan Karacaahmet Degahını yıkmak için uğraşan ve şimdi de
başbakan olan birisinin anlayışıyla birlikte hareket eden
(ki bir kaç tane daha çıkacaktır ) bu yol düşkünlerinin
gidip bu partilerde aday olması karşısında söylenecek çok
söz yok. İnsanı merkezine koyan Alevi inancının içindeki
birilerinin gidip Alevi katliamlarına elleri bulaşmış olan
partilerde, Aleviliği asimile etmek için uğraşan, inkar
eden, Alevi inancı ve onun ritüelleriyle dalga geçen, küçük
gören, aşağılayan insanlarla birlikte olması; bu gibi partilerde
aday olması için söyleyebileceğim şey şudur : bu insanın
hem Aleviliğinden hem insanlığından şüphe duyuyorum...
Bu
kişiler için Hünkar Hacı Bektaşı Veli çok güzel söylemiş
ve demiştir ki : “Evin içindeki düşmandan kork !”
Ülkedeki
partiler demokratikleşmedikçe, sorunların çözümü zorlaşacaktır.
Tüm burjuva partilerinin tamamı bu sefer de, anti demokratik
bir işleyişle, ön seçimsiz bir uygulamayla, sadece parti
başkanlarının seçtikleri adaylarla seçime gitmektedirler.
Bu durumda demokratik bir işleyişten söz etmek mümkün değildir.
Fakat ne acıdır ki, üst çatı örgütümüz olan Alevi
Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu
(AABK) yöneticileri de, aynı uygulama şekliyle, yani
örgütlerin fikrine gerek duymadan, örgütlerin olurunu almadan
milletvekili adaylarını belirlediler.
Alevilerin
binlerce yıldır yaşadığı problemler, uğradıkları haksızlıklar,
katliamlar, asimilasyon, inkar politikaları aynen devam
etmektedir. Alevilerin inançlarını yaşayamamak, kendilerini
ifade edememek gibi sorunları vardır. Ama Demokratik
Alevi Hareketi olarak ülkemizdeki asıl sorunun demokrasi
sorunu olduğunu düşünmekteyiz. Yani ülkedeki demokrasi
sorunu, insan hakları, gerçek laiklik sorunu, emek sorunu,
sağlık, eğitim sorunları ve çeşitli farklılıkların kendilerini
özgürce ifade edebilecekleri sorunlar ortadan kaldırılırsa,
yani bu ülkeye gerçek demokrasi gelirse, Alevilik sorunu
da çözümlenmiş olacaktır.
Sonuç olarak Aleviler, yıllarca kendilerini oy deposu
gibi gören, Alevi taleplerine ve tüm farklı kimliklerin
taleplerine kulaklarını tıkayan, milliyetçilik, şövenistlik,
ırkçılık yapanlara, 301.maddeye destek veren, anti demokratik
ve özelde Kürtlerin, genelde tüm sol güçlerine milletvekili
seçilmesine hizmet eden % 10 barajını savunan, toplumsal
barış yerine savaş çığırtkanlıkları yapanlara, muhtıracılara
ve darbecilere destek veren partilere hiç değilse bu sefer
oy vermemelidirler.
Aleviler
ülkedeki tüm ezilenler, tüm sömürülenler, farklı bütün kimlikler
ve emek cephesiyle, demokrasi güçleriyle birlikte hareket
etmeli ve oylarını bütün ‘ötekilerle birlikte’ gerçek sol,
sosyalistlere, demokrasiden yana olan parti ve adaylara
kullanmalıdır.