Seçimler
ve Aleviler üzerine genel değerlendirmeler
Her
seçim döneminde Alevilerin oyları merak konusu olur. Bunda
şüphesiz bir topluluk duygusu içinde davranıyor olmaları
varsayımı ve dahası bu varsayımı doğrular nitelikteki Alevilerin
çok partili dönemdeki siyasi reflekslerinin genel bir yönelim
içinden olmasının etkisi vardır.
Cumhuriyetin
kuruluşuna neredeyse bütün gücü ile destek veren Alevilerin
CHP ile temaslarını ve siyasi reflekslerini bu yönde kullanmalarının
tarihsel zemini Osmanlı Devletinin siyasi ve sosyal yapısında
aramak gerekir. Ne var ki Osmanlıda ‘yok edilen’ Aleviler,
Cumhuriyet ile birlikte de ‘yok sayılmaktan’ kurtulamamışlardır.
Bunun
ilk somut görüntüsü Alevilerin özgürlükçü bir söylemle yola
çıkan DP’ye kitlesel olarak yönelmesidir.
Alevilerin
kitlesel olarak ‘bir dönemle’ de sınırlı olsa DP’ye yönelmeleri
aslında Alevilerin ‘Özgürlükçü’ söylemlere ilgi duyduklarını
gösterir. Nitekim DP’nin iktidarını da baskıcı bir hüviyete
bürünmesi karşısında ‘eski’ göz ağrıları CHP’ye yönelmeleri
zor olmamıştır.
Alevilerin
1960 yıllarda ‘özgürlük-eşitlik’ gibi kavramların ön plana
çıkması ile birlikte ‘sol hareketlerin’ içinde olması ve
destek sunması da Alevilerin oylarının CHP açısından çantada
keklik olmadığını gösterir.
Yine 1999 Genel Seçimlerinde önemli bir Alevi kitlesinin
CHP yerine DSP’ye yöneldiğini seçim sonuçları doğrulamaktadır.
Buradan hareketle Aleviler-CHP ilişkisini CHP’nin temsil
ettiği güncel siyasetteki yerine göre tarif etmekte fayda
vardır. Ne zaman ki CHP, özgürlükçü söylemlere yönelirse
ve bu gün artık kent koşulları ile açığa çıkan sorunlarına
sahip çıktığında, Alevilerin CHP’ye daha kitlesel olarak
yönelebileceğini söylemek doğru olacaktır.
Toplumun laiklik ekseninde ‘kutuplaşmış’ göründüğü bu günlerde
Aleviler-CHP ilişkisini ‘memnuiyetten’ çok ‘mecburiyet’
ile de açıklamak gerekecek gibi görünmektedir.
Ancak
Alevilerin 22 Temmuz Seçimlerinde, Bağımsız Sol Adaylara
ve sosyalist partilere ‘sağ’a vereceği oydan çok daha fazlasıyla
destek olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Seçmenin gençleşmesinin
Alevi Seçmenin gençleşmesi anlamına geldiğini ve Alevi Gençlerin
başta büyük şehirler olmak üzere ciddi bir oranda bu kesime
oy vereceğini göz önünde bulundurmak gerekir.
Sonuç
olarak Alevilerin genel olarak tercihlerini soldan yana
kullanacağını düşünüyorum.
Alevilerin
kitlesel olarak MHP gibi ‘ırkçı-milliyetçi’, AKP gibi ‘İslami’
söylemli partilere yönelmesi söz konusu değildir. Medyada
son günlerde sıkça yer bulmaya başlayan bu ilişkinin, yerellerde
birkaç adaylık girişimi ve genelde de sınırlı sayıda ‘göz
boyama’ amaçlı girişimlerle sınırlı kalacaktır. Yani Aleviler-Sağ
ilişkisinin genel bir eğilime çevrilmesi Aleviliğin tarihsel
damarlarına ve güncel anlamı karşısında olanaklı görünmemektedir.
Ayrıca sağ ile ilişkili Alevi adayların ‘Alevilikleri’ de
artık iyice tartışmalı hale gelmiştir. Kimliklerini gittikleri
yerin Alevilik anlayışına göre şekillendiren bu kişilerin
ne kadar ‘Alevi’ olduğu tartışmalıdır. Şeriatçı bakış içinde
asimile edilmiş, kendi öz kimliğinden iğdiş edilmiş Alevilik
ne kadar Alevilik sayılabilir ki?
Aleviler genel memleket sorunlarının yanı sıra, Alevi olmalarından
kaynaklanan güncel sorunlarına siyasi partilerin yaklaşımını
ciddi olarak izlemektedirler. Artık daha yaygınlaşan kitle
iletişim araçlarının sağladığı imkânlarla Alevilerin Seçmen
davranışları şekillenebilmektedir.
Alevi
nüfusunun ne kadar olduğunun önemi özellikle seçim sonuçları
ile yakından ilgili olabilmektedir. Bu anlamda Alevi nüfusunun
seçmen nüfusuna dönüşmesi ve bunun seçmen davranışıyla ilişkilendirilmesi
hep ilgi konusu olmuştur.
Bu
bakımdan Alevi nüfusunun gerçek bir zemin üzerinden belirlenmesi
gerekir.
Cumhuriyetin
ilk yıllarında Anadolu’da yaşayan nüfusun 1/3’ünün Alevilerden
oluştuğu yönünde artık elimizde ciddi incelemeler var. Ancak
bu tarihsel veriden hareket ederek bu gün nüfusun 1/3’ün
Alevilerden oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Fakat ‘Alevi
Kimliğine’ duyarlı olarak kendini tanımlamadan yola çıkarak
da bir Alevi nüfusu çıkarsamak da doğru olmayacaktır.
Kentleşmenin
Alevilerde yaygın olduğu, köylü Alevi nüfusun artık tasfiye
noktasına geldiği de ortadadır. Örneğin Sivas’ın Çorum’un
Tunceli’nin herhangi bir Alevi köyüne gittiğinizde karşınıza
40–50 nüfus çıkmaktayken, aynı köyün nüfusuna kayıtlı olanların
sayısı birkaç bini sayısını bulabilmektedir. Bu köydeki
40-50 nüfusun dışında kalanlar çoğunlukla kentlerde yaşamaktadırlar.
Çok sayıda bir nüfus ise yurtdışında bulunmaktadır.
Bu
arada Alevilerde kentleşme ve onun bir sonucu olarak ‘eğitim’in
yaygınlaşması ile diğer toplumsal gruplara nazaran nüfus
artış oranının düşük olduğunu da hesaba katmak gerekir.
Bu verilerden hareketle AB ilerleme Raporunda telafuz edilen
12 milyonun nüfusunun birkaç rakam üstünde bir alevi nüfusundan
söz edilmesinin gerçekçi olacağını düşünmekteyim.
Anadolu’da
yaşayan önemli bir Alevi nüfusu için ‘serçeşme’ olarak kabul
ettikleri Hacıbektaş inanç merkezi olarak kabul edilir.
Bu durum aşağı yukarı bu günde sürmekle birlikte kentleşmenin
açığa çıkardığı kimi sorunlarla geleneksel yapıda ciddi
kırılmalar yaşanmış ve Sivas-Maraş-Çorum gibi Katliamlarının
da açığa çıkardığı varlığına yönelik tehditin de etkisi
ile kentlerde varlıkların devamı ve inançlarını sürdürmenin
bir yolu olarak örgütler kurmuşlardır. Bu örgütler kısa
bir süre içinde aynı zamanda inançların yaşatıldığı mekânlara
dönüşmüş, bu durum bir yandan inanç ile bağının yeniden
kurulmasına vesile olurken bir yandan da inancın ve kimliğin
sürdürülmesinde yeni ilişkiler üretmiştir.
Geleneksel
inanç önderliği, kentleşme ile birlikte artık yeni kalıplara
bürünmüştür. Alevi Örgütlerinin sağladığı ortamlar içinde
inanç önderliği artık yeni bir şekil almış görünmekle birlikte
başka biçimler altında da olsa Hacıbektaş ve burada temsil
edilen manevi anlam inanç merkezi olarak varlığını sürdürmektedir.
Öyle
ki Alevi Örgütleri bu durumu zaman zaman teyit edecek ilişkilere
girmek zorunluluğu duymaktadırlar.
Aleviler
sadece kentlere değil önemli bir oranda yurdışına da göç
vermiştir. Ülke içinde Alevi kimliği ile kendini tanımlama
oransal olarak azdır. Alevilere karşı tehditlerin artığı
dönemlerde bu oran artarken, olağan dönemlerde azalabilmektedir.
Sivas Katliamı sonrası gelişmeleri böyle değerlendirmek
lazımdır. Başkaca ‘kimlikler’ ( Meslek, Parti, Cinsiyet,
Sınıf) Alevi kimliğinin önüne geçebiliyor veya baskın çıkabiliyorken
bu gün yurtdışında yaşayan Alevilerde inanç kimliği daha
baskın görünmektedir. ‘Ötekinin Ötekisi’ olmaktan kaynaklı
olarak bu diğer kimlikler içinde böyledir. Avrupa'da yaşayan
bir Alevinin hayatında entegrasyondan da kaynaklı sorunlar
nedeniyle Alevi kimliği her düzeyde kendini hissettirmektedir.
Avrupa’da yaşan Alevi İşten çıkınca lokal olarak kullanılan
Alevi derneğine gider. Günlük hayatında bu merkezli yürütür.
Orda yemek yer, kâğıt oynar, içkisini içer ve hatta düğünü,
nişanını yine orada yapar. Bu ruh haliyle yaşayan Aleviler,
Türkiye'de yaşayan kardeşlerinin neden kendisi kadar Alevilik
mücadelesine katılmadığını anlamakta zorlanır, onu eleştirir.
Türkiye'de yaşayan bir Aleviler ise kendilerini öncelikli
olarak inançlarıyla tanımlamıyor. Türkiyeli Aleviler işçi,
avukat, mühendis, takım taraftarı, parti üyesi gibi farklı
kimlikleri de taşıyabiliyor. Ve bu kimlikleri ile inanç
kimliği arasında bir denge kuruyor. Bu açıdan da günlük
yaşam pratiğinde ihtiyaç duyduğu oranda inanç kimliğini
ön plana çıkarmaktadır.
Yurtdışında
yaşayan Alevilerin bu nedenle de olsa gerek örgütlülüğü
ve toplumsal organizasyonu yoğundur. Doğallıkla bu örgütlük
yaşadığı topulumdaki bütünleşme koşullarına paralel ve onun
bir sonucu olarak, kendi ülke sorunlarına daha duyarlı davranabilmekte,
yüzünü oraya dönebilmekte ve kendi ülkesindeki toplumsal
ve siyasi temsiliyetine ve sorunlarına göre yüzünü dönebilmekte,
tavır alabilmektedir. Bu anlamda adına ‘diaspora’mı denir
başka bir şey mi denir ama yurtdışında yaşayan ve örgütlenen
Alevilerin ülke sorunlarına karşı bir duyarlılık içinde
olduğu dahası bu duyarlılığın bazen ülke içindeki Alevilere
yön vermeye, onun önüne geçmeye istekli davrandığı bilinmektedir.
Maddi imkânların fazlalığı ve bunun sağladığı cazibe zaman
zaman ülkede de karşılık bulabilmekte ya da çatışmalara
dönüşebilmektedir. Bu durum da en fazla kendini reel siyaset
zemininde hissettirmektedir. Özellikle seçim dönemlerinde
yurtdışı örgütlülüğü Alevilerin Sözcüsü gibi davranmaya
istekli davranmaktadır. Örneğin günlerde seçimlerin yaklaşmasından
dolayı Alevi Örgütlenmeleri yurtdışındaki örgüt temsilcilerinin
müdahaleleri ile ciddi sarsıntılar yaşamış ve yönetim değişiklikleri
olmuştur. Yine bu seçimlerde çok sayıda yurtdışından ‘Alevi
Temsilci’ sıfatı ile adaylık başvurusu yapılması bunu doğrulamaktadır.
Seçim
dönemleri ile birlikte açığa çıkan bu çatışma görüntüsünün
seçim sonrasında Türkiye’ye özgü politik gelişmelerle olağanlaşması
beklenir.
(*) Yazı Sabah Gazetesinden Barış Erdoğan ile DİHA'dan
Kenan Karkaya'ya verilen mülakatların birleştirilmiş halidir.